Depremin insanın en temel ihtiyaçlarından biri olan güven duygusunun sarsılmasına neden olduğunu belirten Psikolog Hande Nacar Baş, bu duyguyla baş edemeyip, bastırmaya, düşünmeye ya da unutmaya çalışmanın kişiye zarar verebileceğine dikkat çekti.

Acıbadem Adana Hastanesi Psikolog Hande Nacar Baş, Adana ve Mersin’de bir otel çalışanlarına yönelik, “Deprem Sonrası Yıkılan Güven” semineri verdi. Burada Psikolog Hande Nacar Baş, kısa zaman önce yaşanan deprem felaketi nedeniyle depremzedelerin büyük bir güven sarsıntısı yaşadığını söyledi.

Seminerde depremzedelerin psikolojik süreçleri hakkında bilgi veren Psikolog Baş, “11 ilimiz depremden etkilendi. Adana’da bunlardan biriydi. Hepimiz bu süreci yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Deprem psikolojik yönden güven sarsıntısı yaşamamıza neden oldu. Güven, en önemli ihtiyaçlarımızın başındayken ayağımızın bastığı toprağa güvenemez olduk. Halbuki uçaktan indiğimizde, uçak fobimiz olmasa dahi, toprağa basmak bize kendimizi güvende hissettirir. Deprem ve sonrasındaki artçı sarsıntılar nedeniyle güven sarsıntısı gelişti ve kendimizi çaresiz hissetmeye başladık” dedi.

Op. Dr. Kurtuluş: “Miyopinin ilerleme hızı azaltılabilir” Op. Dr. Kurtuluş: “Miyopinin ilerleme hızı azaltılabilir”

Baş, çoğu depremzedenin, bu derin güven sarsıntısı ile baş etmekte zorlanıp, olumsuz düşünceleri kafasından atmaya çalıştığını, bir süre sonra zihnin, “düşünmemeye çalışmak” gibi sağlıksız bir baş etme yöntemi bulduğunu ifade etti.

“Güven duygusunun devam etmesi çok önemli”

Özellikle hayatla kurduğu ilişkide güvensiz olanların, bu stresi daha yoğun yaşamak zorunda kaldıklarına dikkat çeken Psikolog Baş, “İnsanlar için güven, mantıklı düşüncelerin de anahtarıdır. Güven duygusu yıkılan insanlar duyduklarını filtreden geçirme ihtiyacı hissetmeksizin her şeye inanmaya meyilli olurlar. Bu sebeple de depremzedeler, depreme dair spekülasyonlara inanmaya açık hale geldiler. Hali hazırda yıkılmış güven duygusu ile devam etmeye çalışırken bir de her duyduğuna inanıp kendilerini tehlikede hissedebilirler” diye konuştu.

Yaşananları mantıklı ve anlamlı hale getirmenin çok önemli olduğunu belirten Baş, yaşanan ve anlam verilemeyen bu ağır deneyimi zihin anlamlı hale getirirse psikolojik olarak büyümenin gerçekleşeceğinin altını çizdi. Psikolog Baş, kişinin anlam çıkardığı bu deneyiminden öğrendikleriyle hayata devam edebileceğini söyledi.

Bu öğretinin herkes için yaşadığı deneyimle şekil değiştireceğine değinen Baş, “Kimi hayatın geçiciliğini, kimi belirsizlikle yaşamayı öğrenecek, kimi sevdiklerini kaybetmenin acı deneyimini içselleştirecektir. Her birey kendi yaşantısı ile paralel kendi öğretisini anlamlandırdığında hayat devam edilebilir olacaktır. Bu sebeple zihnin bu deneyime anlam vermesine izin vermek çok önemlidir. Yaşananları düşünmemeye ya da deneyimleri bastırmaya çalışmak kişiye psikolojik olarak zarar verir” şeklinde konuştu.

“Herkes travmatize olmayabilir”

Her acının kendi içerisinde büyük , bu yaşanan acının ise tarif edilmesi zor deneyimlerden olduğuna değinen Baş,“Acının büyüklüğü ile travma geçirme miktarı arasında bir bağlantı yoktur. Kişinin ruhsal olgunluk seviyesi bu deneyimi kabul etme, sindirme miktarını belirleyecektir. Kişi, bu acıdan kendisi için anlam çıkarabilirse, acının etrafında büyürse travma geçirmeyebilir. Fakat bu acıyı anlamlandıramayanlar ve daha hassas bir kişilik yapısına sahip olanlar süreci daha zorlu geçirebilir ve hatta travma sonrası stres bozukluğu tanısı alabilirler” ifadelerini kullandı.

“Evi sağlam olmasına rağmen dönemeyenler destek almalı”

Depremin yaşandığı ilk dönem için verilen stres tepkilerinin oldukça normal olduğunu belirten Psikolog Baş, “Ancak bazı kişilerin tepkileri çok farklı olabilir. Örneğin evi sağlam olmasına rağmen evine geri dönemez, depremin üzerinden günler geçse de daha dün yaşamış gibi canlılığını korur, sürekli tetiktedir, en ufak sesi-hareketi fark eder. İşte bu ve benzeri tepkileri veren kişilerin hayata devam etmesi zorlaşır. Eğer kişiler böyle hissediyorlarsa, profesyonel bir destek alınması gerektir” dedi.

Öte yandan evi olmadan, işi olmadan, ailesinden ve sevdiklerinden bazılarını kaybetmiş şekilde hayatına devam etmek zorunda olan kişilerin normal hayatına dönmesinin şu aşamada gerçekçi olmadığının altını çizen Baş, bu kişilerin psikolojik ya da psikiyatrik açıdan desteklenmesinin çok önemli olduğunu dile getirdi.