Adana 1946 yılında belediye seçimlerine hazırlanmaktadır. Belediye başkanlığı seçimleri, kooperatif, o da veya dernek yönetim kurulu seçimleri gibidir. Üyeler, yönetim kurulunu seçer, yönetin de başkanı… Bu tarihe (1946) kadar yapılan belediye seçimlerinde halk, belediye meclis üyelerini seçmiş onlar da belediye başkanını seçmişlerdir.
1946 yılında yapılan belediye ve genel seçimler Türk tarihinin önemli dönemeçlerinden biridir. O zamana kadar CHP’nin karşısında parti yoktur. Seçimler, CHP’nin belirlediği adaylar arasında yapılıyordu. İlk kez bu seçimlerle, rakip bir parti olan Demokrat Parti siyasi yaşama katılıyordu.
Cumhuriyet tarihi Adana siyasetine yön veren şahsiyetlerden biri olan Nevzat Güven, Belediye Meclis Üyeliklerine aday gösterilecek olanların niteliklerinin nasıl olacağını belirler:
1 – Belediye meclisine gösterilecek adayların, ehliyet ve dürüstlükler ile şehir işlerini en iyi şekilde tanzim edecek, bayındırlık hareketlerini bilgi ve enerji ile gerçekleştirebilecek güçte insanlar olmalıdır.
2 – Aday gösterilecek insanların, iktidar ve güzel vasıfları şehir halkı tarafından bilinen, dürüstlük ve şerefleri münakaşa edilmeyecek şahıslar olmalıdır.”(1) dedikten sonra tarihi itirafını yapar:
“Korkarım ki, CHP içerisinde bu nitelikte adam kalmadı…”
Yıllardan beri, parti otoritesinin gölgesine sığınarak, kolay elde edilmiş iktidar mevkiine alışık, ehliyetsiz insanlar yerlerinden oynamaya razı olmayabilir… (Yani bugünün AK Partisi gibi)
Tek gündemi “Aday belirleme” olan meclis toplantısı ocak başkanlarının da katılımı ile yapılır.
Toplantıya ilgi olmaz, zabıta memurları meclis üyelerine tek tek gidip rica minnet toplantıya getirir. Kendileri veya fikirleri önemli değil, gelip sayısal çoğunluğu sağlasınlar sonra da kararları, başkanın dediği gibi kabul etsinler… Hepsi bu.
VE DANANIN KUYRUĞU
Her seçim bölgesine 5 kişilik üye seçilmesine sıra gelmişti. Seçimlerin açık oyla yapılmasına karar verildi.
Akkapı Mahallesi’nde 4 seçim bürosu açılacağından burası için beşer kişilik 4 seçim kurulunun seçilmesi gerekir. Belediye Başkanı Kasım Ener aday gösterilmesini istemiştir.
CHP Merkez İlçe Yönetim Kurulu Başkanı ve Belediye Meclis Üyesi Hazım Savcı cebinden daha önce hazırlanmış listeleri çıkarır. 1. Büro Seçim Kurulu’na aday gösterdiklerini adlarını olur:
“Ali Boğa, Mehmet Dirim, Ali Nuri Boğa, Salih Kış, Şaban Boğa…”
Meclis üyesi Mühendis Ziya Akverdi, bir kurulda aynı aileden üç kişinin olmasına itiraz eder. İtirazının gerekçelerini dile getirirken, itiraf niteliğinde bir özeleştiride bulunuyor:
VE ÖZELEŞTİRİ (İTİRAF) BAŞLIYOR
“Arkadaşlar! Biz müntehibi sani (Seçecek olanları seçme) birçok hatalar yaptık. Memleketin münevver sınıfını ihmal ederek birçok kişiyi gücendirdik. Bu münevver sınıftan hiç birine bir mevki vermedik.
Buna mukabil, hep kendi adamlarımızı, sırf kendimizden olanları, hatta işçilerimizi müntehibi sani yaparak, onlara milletvekili seçme hakkını verdik. …
Gerekçelerini böyle sıralayan Akverdi sonuçta: “Maalesef şimdi de, teftiş heyetinden bir aileden üç kişi alınmak isteniyor. (…) Bu memleketin davaları Boğaların yapacağı iş değildir…”
Ziya Akverdi’yi, Rıfat Yaveroğlu ve Vehbi Necip Savaşan’ da destekleyince bu kez, üç Boğa’dan ikisi, diğer seçim bürolarına verilerek, o bürolardan alınan iki kişi birinci büro kuruluna verilmiştir.
Bu komediye tahammül edemeyen Ziya Akverdi, meclisi terk etmiştir.
GERÇEKTE KOMEDİ Mİ?
Evet, tek parti yönetiminde anlayış böyleydi. Bu ilişkiler, tarımdan sanayiye kayan Türkiye’nin 4. büyük kentinde oluyordu. Varın, ücra yerlerdeki seçim disiplinini siz düşünün.
Üçüncü oturum başlamış ve diğer mahallelerde de seçim bürolarına kurul seçimleri yapılmıştır.
Hanedan Mahallesi’nin 8. Seçim Kurulu seçilirken, Hazım Savcı’nın hazır listeden okuduğu adaylardan üçü yine aynı aileden olduklarından ikisinin değiştirilmesi üzerine durulmuştur. Fakat bu iki üyeliği kimlerin getirilmesi kulaktan kulağa fısıldanırken, Nihat Oral söz alarak, aynen şunu demiştir:
“Canım üçü bizden olduktan sonra, burada da varsın ikisi onlardan olsun, zarar yok!”
İşte bu cinin şişeden çıktığı andır. Orada söylemesi üç saniye birle sürmeyen bu cümle, durgun bir suya atılan taş misali genişleyerek yayılacaktı.
Nevzat Güven’in Görüşleri:
“Bu sözler alışkanlık halini almış bir fikrin istemeyerek açıklanmasıydı. Ve çoğunluğu tekelcilikle itham edenleri bu cümle kadar kuvvetle pekiştiren bir delil olamazdı.
Çünkü bu cümle çözümlenmesi ve anlaşılması gereken öyle bir cümle ki, çözüldüğü zaman bulunacak sonuç, Adana’nın yerel politikasında hüküm süren bir zihniyetin içyüzünü gösterir.