Adana Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi, Kahramanmaraş ve Hatay'da yaşanan depremler sonrası başlatılan incelemelerde sonucunda olası bir depremde oluşabilecekler riskler nedeniyle tahliye edildi.

Hastanenin tahliye edilmesini olumlu karşılayan ancak ilerleyen süreçte hastanenin akıbeti konusunda şeffaf bir süreç yürütülmesini talep eden Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Özcengiz, hastanenin tıp camiasındaki yerini ve tahliye sonrasında yaşadığı kaygıları anlattı.

1985 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olduğunu ifade eden Prof. Dr. Özcengiz, mecburi hizmet görevini Selçuk Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra 1986 yılında Çukurova Üniversitesi’ne yine mecburi hizmet için gittiğini söyledi.

balcali435

"Balcalı geniş bir coğrafyanın en değerli hastanesiydi"

Prof. Dr. Özcengiz Adana'da göreve başladığı günlerden hastanenin tahliye edildiği günlere kadar ki süreci anlatarak hastanenin bir an önce onarılarak eski parlak günlerine dönmesi gerektiğini şu sözlerle anlattı:

Bitki çayları kış hastalıklarına kalkan oluyor Bitki çayları kış hastalıklarına kalkan oluyor

"1987 yılında Balcalı Hastanemize taşındık. O kadar güzel, o kadar kullanışlı ve mükemmeldi ki Ankara Tıp İbni Sina bile gölgede kalmıştı.

Büyük bir azmimiz vardı ve deli gibi çalıştık, çok sevdik hastanemizi. Binlerce hastaya dokunduk, sayısını bilemediğim öğrenci ve asistan yetiştirdik.

Şimdi bize diyorlar ki bina yıpranmış, bina yaşlanmış! Bunu söyleyenlere soruyorum 250 yıllık St. Thomas, 100 yıllık Ankara Tıp Dikimevi Kampüsündeki binalar daha mı genç? Deprem diyeceksiniz, Boğaziçi Üniversitesinin binalarının yaşını sorgulayın.

Balcalı öyle bir markaydı ki tüm Güneydoğu Anadolu, Akdeniz hatta daha geniş bir coğrafyanın en değerli hastanesiydi. Mezunlarımız çok iyi yetişerek mezun oldu her zaman.

Günün birinde Şehir Hastanesi diye bir hastane kompleksi açıldı yolumuzun üstüne. Sürekli afiliye olacağız sesleri yükseldi. Afiliye ne diyeceksiniz siz şimdi. Afiliye, Sağlık Bakanlığının hastanesinde çalışmak yani fiilen Bakanlık personeli olmaktır. Öğretim üyeliği öyle emir komuta ile yapılacak bir iş değildir. Öğretim üyesi düşünen, fikir üreten, alanında politika oluşturan kişidir. Öğretim üyesi asla bir siyasi kimlik değildir.

Şehir Hastanesi büyüdükçe biz yıprandık, eskidik ve köhneleştik. Gittikçe yükselen kampüs dışına taşınma nidaları duymaya başladık. Bina eskiyince Hacettepe başka kampüs mü arar? Ankara Tıp, İbni Sina Hastanesini getirip Morfoloji binasının yanına yaptı, başka yere gitmedi değil mi?

"Hastanede çalışan herkes bir bilinmezin içinde"

Çukurova Tıp hepimizin yuvası oldu. Ancak yeteri kadar özen gösterildi mi binamıza emin değilim.  Binamız içten içe çürümeye başladı. Kahramanmaraş depremi oldu hepimiz hastaneye koştuk. Bölgenin en güçlü kurumundaydık ve herkese iyilik borcumuz vardı. Onlarca hastaya derman olmaya çalıştık. Şimdi hastalarım nerde bilmiyorum?

Hastanede çalışan herkes bir bilinmezin içinde şimdi. Öğrenciler, asistanlar, yan dal asistanları ne olacağız diyor. Bizler çaresiz susuyoruz.

Eğer Çukurova Tıp bir marka olmaya devam edecekse (düz öğretim üyeleri bunu ister şüphesiz) geçici bir süre için bize tahsis edilecek bir binaya geçmeliyiz. Kısa bir süre içinde de hastanemiz mazeretsiz bir şekilde yerinde onarılmalı, yenilenmeli her ne gerekiyorsa o yapılmalıdır. Hepimizde çalışma ve üretme ruhu çok yüksek, kısa sürede toparlanırız.

Bizleri oraya buraya dağıtır, rastgele yere tıkıştırırlarsa emekliliği hak etmiş olanlar için emeklilik hızlanır. Akademik aşama bekleyenler için süreç çok zorlaşacak yazık ki. Asistanlar başka yerlere gitmeye başlayacak, hastane yoksa eğitim de yoktur araştırma da. Öğrenciler için de cazibe merkezi olmayacaktır. Hastalarla ilgili kısma hiç girmek istemiyorum çünkü bir facia gerçekleşti şu an.

 "Kurumlar kalıcı, çalışanlar geçicidir"

Bizim yekpare olarak hayatta kalmak en büyük kârımız oldu. Binanın tedbir amaçlı tahliyesi başarılı bir iş oldu. Şimdi teknik raporu, çözümle ilgili önerileri görmeyi bekliyoruz. Yönetimden, şeffaf ve öğretim üyelerini eşiti sayan bir politika bekliyoruz. Ayrıca her şeyi bilemezsiniz sizden beklenen bu da değildir; sizden inşaat mühendisliği de beklenmemektedir. Sizden beklenen eleştiriye ve iletişime açık olmanız, bizlere dayatmalarla gelmemenizdir. Umarım ki hepimiz aynı gemideyizdir.

Eski parlak günlerimize daha da güçlü döneceğimizden eminim. Kurumlar kalıcı, çalışanlar geçicidir. Tüm Türkiye kamuoyundan destek bekliyoruz.”